İlk başta deneme yanılma yoluyla kalıplarını çıkarttığımız minik erkeklerimin pantolonları sevilince bizde kamuya açık hala getirdik :)
6 Şubat 2014 Perşembe
21 Ocak 2014 Salı
Bizim hikayemiz
Günlerden cuma ve rutin Nst kontrolü. Ve gitmişken neden bu kadar kaşındığıma da bir baksınlar diyerek hastanenin kapısından girdik... Giriş o giriş!
Nst yi önce bir tarafa yerleştirip heyecan veren o kalp atışlarını dinledik Erol'la... Sonra sıradaki taraf. Bence herşey çok normaldi ama hemşire çıkan kağıtlara baktığında hiçte öyle söylemedi. "Sancılarınız çok duzenli ve sık aralıklarla, doktorunuzu aradık. Sizi bir süre burada tutmamız gerekiyor, kendisi sizi odaya aldığımızda sizi arayacak" Neye uğradığımı şaşırdım. Hiç beklemiyordum çünkü hiç bir şey hissetmemiştim. Üstelik bayram tatiliydi ve ailemizin bir kısmı İstabul'da bile değildi. Hem daha 34. Haftaya yeni başlayacaktım.
Korkarak odaya geçtik. Sakindim çünkü böyle şeyler olabileceğine kendimi alıştırmıştım. Bizi biraz tutup yollayacaklardı.
Pek tabii ki öyle olmadı... Yani kısmen.
Sonsuz bir güvenle bizi emanet ettiğim doktorum Ali Kumru arayıp merak etmememi herşeyin yolunda gideceğini söyledi. Akciğerlerin gelişimi için iki doz iğne ve bir iki serumdan sonra eve dönebileceğimi söyledi. Yapılanlarda tam olarakta buydu ve herşey normale dönmüştü.
İçimiz rahatlayarak evimize döndük. Daha az hareket edeceğime kendi kendime söz verdim. Ama yolunda gitmeyen bişeyler vardı hemde hastaneden döneli çok az bir zaman olmuşken. Tekrar Ali bey ile konuşup hastaneye gitmemin en doğrusu olacağına karar verdik. Sorduğum korku dolu soru hala aklımda "Doğuma mı geliyorum Ali Bey?"
3 gece sayısız serum ve tarifsiz sancılarla geçti. Kimseye belli etmemeye çalıştım. Sanki hiç bir şeyim yokmuş gibi, sessizce sancılarımın geçmesini bekledim. Anlarlarsa doğumu başlatırlarlar diye korkuyla. Hayatımda hiç böyle istemsizce titrediğimi hatırlamıyorum. Bacaklarıma söz geçiremiyordum resmen.
Doktorum muayne için geldiğinde elini tutup " doğurmak istemiyorum henüz" diye ağlamaya başladım. Ama artık yapacak pek birşey kalmamıştı.
Bir süre daha bekledik... Sonra odanın telefonu çaldı ve Dr'um Ali Bey, ameliyathanenin ve yenidoğan yoğunbakımının hazır olduğunu, bizi beklediklerini söyledi. O telefonu kapayıp nasıl hazırlandığımı hatırlamıyorum bile. Sadece aklımda kalan şey "yenidoğan yoğunbakımı"ydı!
Pazar gününü pazartesiye bağlayan gece saat 01.33 te Atlas, 01.34 te Aras doğdu. 2.200 gr iki sağlıklı erkek!
Binlerce şükür ki aklımda kalan o yoğunbakıma hiç ihtiyaç duymadan sağlıkla aynı gece kucağıma aldım canımın parçalarını...
Sadece biraz acale etmişlerdi o kadar.
Uyutma çabaları
İster tekiz ister ikiz üçüz beşiz... Şu uyku sorununu bir çözsek eminim bütün anneler olarak hayata daha pariıdayan gözlerle bakacağız. Saatinde uyuyan ve sabaha kadar deliksiz bir uyku çeken bebek hangimizin hayali değil ki? Bizim yatma saatlerimizle ilgili çok büyük bir problem olmasa da gece odalar arasi o kadar cok gidip geliyoruz ki bazen isyaaaaeeen dıye bağırmak geliyor içimden :) Ve malesef bazı sabahlara bizim yatağımızda başlıyorlar.
Uyku alışkanlığı öyle hoop diye kazanılan bir beceri değil malesef. Kararlı ve sabırlı olmak en büyük mesele bence.
Peki biz neler yaptık? Ne kadar başarılı olduk? Bütün kitaplarda okudugumuz, uzmanların ağzından düşmeyen "rutin" kelimesi yasam biçimimiz oldu. Her akşam aynı saatte banyo ve arkasından hafif, kısa bir masaj. Önceleri bu rutinin hemen arkasından kucagımızda sütlerini içirip, uyumalarına yardımcı olduk. (Uyumalarina yardımcı olduk diyorum çünkü denediğimiz uyku eğitimi yöntemlerinde pek başarılı olamadık ve hafif hafif sallamaya devam ettik) bu rutine alıştıkları zaman ise yine aynı adımlari uyguladıktan sonra ellerine biberonlarını vererek kucağımızdan indirdik. Yastıklarında kendileri sütlerini içmeye başladılar. Bir sonraki adımımız ise banyodan sonra pijamalarını giydirip yataklarına bırakmak oldu. Ilk gun gercekten çok büyük bir direnç gösterip çok ağladılar. Sonra yavaş yavaş o yatağa yattıklarında sütlerinin geleceğini ve arkasından uyumaları gerektiğini öğrendiler.
Şimdi babamız ben sütlerini hazırlarken odalarında hafif bir müzik açıyor. Sütlerini verip iyi geceler öpücüklerini aldıktan sonra odalarından çıkıyoruz. Bazı geceler, Atlas uykuya direnip ağlamaya başlıyor. Yanına gidip sakin bir ses tonuyla yanında olduğumu uyuması gerektiğini anlatıyorum. Biraz sırtını sıvazlayip pışpışlıyorum ve tekrar çıkıyorum.
Yazarken hersey cok kolaymış gibi dursada başta da söylediğim gibi gerçekten sabır çok önemli.
Ve tabii ki bazen sabırlar tükeniyor :)
20 Ocak 2014 Pazartesi
Şuan İçimden Geldiği Gibi
Tabii ki dünyam sizin etrafınızda dönüyor canlarım! Uyudugunuz uyandıgınız saatler, yediğiniz her bir lokma, kirlettiğiniz her bir kıyafet... Ama çok daha önemlisi attığınız kahkahalar, keşfettiğiniz ve öğrendiğiniz her yeni şeyde, atomu parçalamış, amerika'yı ilk siz bulmuşçasına heyecanlanıyorum. Çok değil sadece 6 ay önce yürüyeceğiniz günler öyle uzaktı ki... Şimdi evin içinde yürüyen ve hatta koşar adım giden iki küçük adamsınız. Öksürdüğümde beni taklit edecek kadar büyüdünüz. Kendi çatalınızı kaşığınızı kullanmak için benimle savas verecek kadar da inatçısınız! Ahh canlarım birde güzel güzel uyumayı öğrenseniz :) Bu satırları yazarken bile kaç defa sırtınızı sıvazlayıp pışpışladım sayamadım...
15 aylık olmanıza günler kala bu da böyle bir yazı olsun!
Sizi çok seviyorum, sizi çok seviyoruz...
10 Aralık 2013 Salı
Kozmetik
Anne olmadan önce, "Aklınıza gelen ilk bebek ürünü nedir?" diye sorsalar hiç düşünmeden Johnson's Baby Oil derdim. Ki hamileliğim boyunca zaman zaman kullandığım bir üründü.
Hemşireler Atlas ve Aras'ın hastane de ilk banyolarını yaptırmak için bizi ebek bakım odasına davet ettiklerinde bütün bildiklerim bir anda tersine döndü. Ben sanıyorum ki, banyo sonrası ohhh dökücem elime azıcık yağı minik minik masajlar yapıcam, emziricem sonra mışıl mışıl uyuyacaklar.
İlk kural "yağ sürmüyoruz! Gözeneklerini kapatıyor bebeklerin, süt losyon tercih edeceksiniz" oldu. Ve böylece güvenilir bir marka arayışına girdik. Hastanede, Bübchen markalı ürünler kullandıkları için gönül rahatlığıyla aldık vekısa bir süre kullandık. O ilk acemilik ile memnun kaldık mı kalmadık mı anlayamıyorsun tabii ki. Sonra aklıma hamileyken çok ama çok memnun kalarak kullandığım Bella-B'nin bebek ürünleri geldi ve başladım araştırmaya .Hamileyken kullandığım kavonoz şeklindeki butter ı sayesinde 1 gram çatlağım yok çok şükür. Bebek ürünleri konusunda da güzel yorumlar okuyunca kullanmaya karar verdim.
Bübchen ve Bella-Bden başka ürün kullanmadığım için ancak ikisini kıyaslayabilirim. Bence en farklı yanı Bella-B'ni şampuanını durularken gerçekten çok kolay akıtıyorsunuz. Bübchen de sanki bir yapışkanlık var gibi. Daha yoğun. Azıcık bir miktar bile kullansanız uzun uzun durulamak gerekiyor. Ve Bella-B'nin şampuanını rahatlıkla tüm vucut içinde kullanmak mümkün. Losyonu ise daha koyu kıvamlı, içerisinde herhangi bir parfüm, paraben ve farklı bir kimyasal içermediği için kokusuz. Diğer hepsinde mutlaka bir koku oluyor. Ben gerçekten tüm ürünlerinden inanılmaz memnunum. Sinek kovucusu ve hasta oldukları zamanda kullandığımız chest rub'ı gercekten çok ise yarıyor. Ve dediğim gibi tamamen doğal içerikli oldukları için gönül rahatlığıyla kullanabiliyorum.
Bu arada emzirirken kullandığım göğüs ucu kremini de şuan günde elli kere yıkadığım için çatlayan ellerime kullanıyorum :) sürdükten sonra silmeniz gerekmeyen direkt emzirebildiğiniz bir krem olduğu için elimden bulaşsa da yine rahatım :)
Tek sorun Amerika'da 7-8 dolara bulabildiginiz kremlere burada 10 katını ödemek zorundasınız :(
Tüm bebişkolara pamuk gibi geceler
Tüm bebişkolara pamuk gibi geceler
Bu da banyo sonrası ellerinde kremleriyle çekilmiş yazıya cuk oturan fotoğrafımız!
8 Aralık 2013 Pazar
Tam gününde, geç kalmış doğum günü yazısı
Lokumlarım, canlarım, ikitaneciklerim dolu dolu 13 aylık oldular.
Zamana yetişmek gerçekten çok ama çok zor. Dönüp baktığımda sanki yıllar geçmiş gibi hissediyorum. Ama bir o kadar da daha dün doğmuşlar gibi.
Eğer erken gelmeye karar vermeseydiniz, bugün sizin doğumgününüz olacaktı. Uğraştık çabaladık ama siz bizden daha kararlı cıktınız. Öyle korkmuştum ki size birşey olacak diye. Hep "hayır daha doğurmayacağım, zamanı değil" diye ağladım. Titredim... Hemde nasıl... Hastane odasında geçen sancı dolu 3 gecenin sonunda kucağıma aldım sizi.. Hiç yanınızdan ayrılmamak üzere... 40 yaşına da gelseniz, 2 kilo 200 gram doğurduğum bebeklerim olarak kalacaksınız! Önümüzde daha, uzun mutlu günler var. Her anın tadını çıkartarak ilmek ilmek işleyeceğiz beraberce hayatı ve o kadar başındayız ki meleklerim haberiniz bile yok.
Yeniden, iyi ki doğdunuz, iyi ki bizi seçtiniz! Sizi çok ama çok seviyorum! Tarifsiz!
Zamana yetişmek gerçekten çok ama çok zor. Dönüp baktığımda sanki yıllar geçmiş gibi hissediyorum. Ama bir o kadar da daha dün doğmuşlar gibi.
Eğer erken gelmeye karar vermeseydiniz, bugün sizin doğumgününüz olacaktı. Uğraştık çabaladık ama siz bizden daha kararlı cıktınız. Öyle korkmuştum ki size birşey olacak diye. Hep "hayır daha doğurmayacağım, zamanı değil" diye ağladım. Titredim... Hemde nasıl... Hastane odasında geçen sancı dolu 3 gecenin sonunda kucağıma aldım sizi.. Hiç yanınızdan ayrılmamak üzere... 40 yaşına da gelseniz, 2 kilo 200 gram doğurduğum bebeklerim olarak kalacaksınız! Önümüzde daha, uzun mutlu günler var. Her anın tadını çıkartarak ilmek ilmek işleyeceğiz beraberce hayatı ve o kadar başındayız ki meleklerim haberiniz bile yok.
Yeniden, iyi ki doğdunuz, iyi ki bizi seçtiniz! Sizi çok ama çok seviyorum! Tarifsiz!
Uçak Korkum
Hic ama hic hoslanmadigim birsey varsa o da ucak! Ne kadar bu korkumu yenmeye calissamda simdiye kadar hic basarili olamadim.
Ucaga ilk kez ne zaman bindigimi hic hatirlamiyorum. Bildigim tek birsey var, o zamanlar korkmuyordum. Son 5-6 yil icinde gelisen bir korku oldu bu. hemde nasil bir korku.. Sanki kalbim yerinden firlayacak nefessiz kalacakmisim gibi.
En uzun ucusumu Tayland'a balayina giderken gerceklestirdim. Evlenecek ve balayina gidecek olmanin verdigi heyecanla ucaga binecegimiz aksama kadar pek idrak edemedim sanirim. Allahtan korktugumu bilen bir aile buyugumuz yanima xanax verdi. Yoksa saniyorum ki o yol bana azap olacakti. Biner binmez ilacin ceyregini aldim. Bu tur ilaclara aliskin olmayisim ve dugundu dernekti yorgunluguyla ucagin nasil kalktigini bile hatirlamiyorum. Bir ara gozlerimi actigimda Hindistan uzerindeydik. Sonrasindaysa varmistik bile... Harika gecen bir balayi ve donus yolu... Bu sefer dinlenmis vucudum ceyrekle kanmadi. Ve aksi gibi surekli bir turbulans oluyordu. Neyse sonucta atlattim ve korkmaktan yorgun dusmus bir halde evimize vardik.
Bu yolculuk sonrasi kisa mesefa birkac macerem daha oldu. Benim icin guvenli olan tek havayolu sirketi Turk Hava Yollaridir. (Artik thy'de degil ya neyse) Hirvatistan tatili icin anlastigimiz tur sirketi (bu da basli basina bir post olabilir, nasil kotu nasil perisanlik dolu bir yolculuktu bilemezsiniz) Thy ile gidecegimizi soylediginde icim bir nebze rahatlamisti. Ancak alana gidip check-inleri yaptirdigimizda gorduk ki havayolu sirketi bambaska bir sirket. Yine korku yine kan ter ve gozyasi... Eve dondugumuzde bu son dedim. Artik araba yolculugu ile gidebildigimiz yere kadar. Temiz temiz...
Ama oyle olmadi tabii ki bundan 2 yil once calistigim sirketten istifa edip, cok cok sevdigim arkadasim beni yazliklarina davet edene kadar. Erol'un izni olmadigi icin bu teklif cok cazip gelmisti. Ve tum cesaretimi toplayip hemde korkumu yenmek icin iyi bir firsat oldugunu dusunerek biletlerimi aldim. Ucaga bindim guzelce yerlestim. Nasil bir elektrik yayiyorsam hostes benimle ucak kalkana kadar sakinlesmem icin uzun uzun havadan sudan sohbet etmeye basladi. Sonunda ucak kalkmak icin pistin basina geldi, hizlandi hizlandi ve tam kalkacakken bir anda inanilmaz bir sekilde durdu. Sok olmustum. Ne oldugunu anlamaya calisirken pilotumuz ucakta teknik bir ariza oldugunu bu sekilde havalanamayacagimizi soyleyip, hangarda bakima girecegimizi anons etti. O anda yasadigim panik gerilim filmleine tas cikartirdi. Hostese inmek icin resmen yalvardim. Ben yalvarirken ucagin icine teknik personel dolmustu bile. Bizi indirmeden birseyler yapmaya basladilar. Yarim saat kirkbes dakika sonra hersey tamam gibi gozukuyordu ve tekrar havalanmak icin pistin basinda siramizi beklemeye basladik. Fakat benim aklimdan sadece hicbir seyin duzelmedigi ve hayatimin son anlatini yasadigimdi. Kendimi dusecegimize o kadar inandirmistim ki ucak indiginde resmen kendimi yeniden dogmus bir felaketten sag olarak kurtulmus gibi hissediyordum. Kendime gelmem 1 gun surdu. Korkumu yenmek icin kendimi hazirladigim, telkinlerle hazirlandigim yolculugumda boyle bir olay yasamak cok etkilemisti beni.
Gecen 2 yilin ardindan tekrar ucaga binisimiz kalabalik bir aile olarak oldu. Sevgilim ben ve iki findik. Cocuklarimla beraber oldugum icin daha az korkacagimi dusundum ki oyle de oldu. Giderken gercekten yuzumun beyazlamasindan, kalkarken ve inerken yasadigim heyecan disinda fazla birsey hissetmedim. Malesef donus icin ayni seyi soyleyemeyecegim. Guzel bir kalkis, ardindan sakin bir ucus ve bingo! Hava boslugu!!! Kucagimda Atlas uyuyordu ve benim tek soyledigim "Erol cok korkuyorum" oldu ve daha siki bir sekilde Atlasa sarilmak. Bunca korkum rgmen ucagin icinde hic boyle agladigimi hatirlmiyorum. Erol beni sakinlestirmeye calisirken ucak bi sag kanadinin bir sol kanadinin uzerine yatiyordu. Ve muthis bir sekilde sarsiliyorduk.
Sonuc olarak insik mi indik, yasiyor muyuz? Binlerce sukur ! Ama saniyorum ki tekrar ucaga binmem daha bi kac yil alacaktir. Onumuzdeki ilk deniz tatili icin Erol'u Bozcaada icin kandirmaya calisiyorum. Ucakla gidelim diyemeyecek ya :)
Not: Tatil sonrası yazılmış ve oylece bırakılmış bir yazı olarak kayıtlara geçsin :)
Ucaga ilk kez ne zaman bindigimi hic hatirlamiyorum. Bildigim tek birsey var, o zamanlar korkmuyordum. Son 5-6 yil icinde gelisen bir korku oldu bu. hemde nasil bir korku.. Sanki kalbim yerinden firlayacak nefessiz kalacakmisim gibi.
En uzun ucusumu Tayland'a balayina giderken gerceklestirdim. Evlenecek ve balayina gidecek olmanin verdigi heyecanla ucaga binecegimiz aksama kadar pek idrak edemedim sanirim. Allahtan korktugumu bilen bir aile buyugumuz yanima xanax verdi. Yoksa saniyorum ki o yol bana azap olacakti. Biner binmez ilacin ceyregini aldim. Bu tur ilaclara aliskin olmayisim ve dugundu dernekti yorgunluguyla ucagin nasil kalktigini bile hatirlamiyorum. Bir ara gozlerimi actigimda Hindistan uzerindeydik. Sonrasindaysa varmistik bile... Harika gecen bir balayi ve donus yolu... Bu sefer dinlenmis vucudum ceyrekle kanmadi. Ve aksi gibi surekli bir turbulans oluyordu. Neyse sonucta atlattim ve korkmaktan yorgun dusmus bir halde evimize vardik.
Bu yolculuk sonrasi kisa mesefa birkac macerem daha oldu. Benim icin guvenli olan tek havayolu sirketi Turk Hava Yollaridir. (Artik thy'de degil ya neyse) Hirvatistan tatili icin anlastigimiz tur sirketi (bu da basli basina bir post olabilir, nasil kotu nasil perisanlik dolu bir yolculuktu bilemezsiniz) Thy ile gidecegimizi soylediginde icim bir nebze rahatlamisti. Ancak alana gidip check-inleri yaptirdigimizda gorduk ki havayolu sirketi bambaska bir sirket. Yine korku yine kan ter ve gozyasi... Eve dondugumuzde bu son dedim. Artik araba yolculugu ile gidebildigimiz yere kadar. Temiz temiz...
Ama oyle olmadi tabii ki bundan 2 yil once calistigim sirketten istifa edip, cok cok sevdigim arkadasim beni yazliklarina davet edene kadar. Erol'un izni olmadigi icin bu teklif cok cazip gelmisti. Ve tum cesaretimi toplayip hemde korkumu yenmek icin iyi bir firsat oldugunu dusunerek biletlerimi aldim. Ucaga bindim guzelce yerlestim. Nasil bir elektrik yayiyorsam hostes benimle ucak kalkana kadar sakinlesmem icin uzun uzun havadan sudan sohbet etmeye basladi. Sonunda ucak kalkmak icin pistin basina geldi, hizlandi hizlandi ve tam kalkacakken bir anda inanilmaz bir sekilde durdu. Sok olmustum. Ne oldugunu anlamaya calisirken pilotumuz ucakta teknik bir ariza oldugunu bu sekilde havalanamayacagimizi soyleyip, hangarda bakima girecegimizi anons etti. O anda yasadigim panik gerilim filmleine tas cikartirdi. Hostese inmek icin resmen yalvardim. Ben yalvarirken ucagin icine teknik personel dolmustu bile. Bizi indirmeden birseyler yapmaya basladilar. Yarim saat kirkbes dakika sonra hersey tamam gibi gozukuyordu ve tekrar havalanmak icin pistin basinda siramizi beklemeye basladik. Fakat benim aklimdan sadece hicbir seyin duzelmedigi ve hayatimin son anlatini yasadigimdi. Kendimi dusecegimize o kadar inandirmistim ki ucak indiginde resmen kendimi yeniden dogmus bir felaketten sag olarak kurtulmus gibi hissediyordum. Kendime gelmem 1 gun surdu. Korkumu yenmek icin kendimi hazirladigim, telkinlerle hazirlandigim yolculugumda boyle bir olay yasamak cok etkilemisti beni.
Gecen 2 yilin ardindan tekrar ucaga binisimiz kalabalik bir aile olarak oldu. Sevgilim ben ve iki findik. Cocuklarimla beraber oldugum icin daha az korkacagimi dusundum ki oyle de oldu. Giderken gercekten yuzumun beyazlamasindan, kalkarken ve inerken yasadigim heyecan disinda fazla birsey hissetmedim. Malesef donus icin ayni seyi soyleyemeyecegim. Guzel bir kalkis, ardindan sakin bir ucus ve bingo! Hava boslugu!!! Kucagimda Atlas uyuyordu ve benim tek soyledigim "Erol cok korkuyorum" oldu ve daha siki bir sekilde Atlasa sarilmak. Bunca korkum rgmen ucagin icinde hic boyle agladigimi hatirlmiyorum. Erol beni sakinlestirmeye calisirken ucak bi sag kanadinin bir sol kanadinin uzerine yatiyordu. Ve muthis bir sekilde sarsiliyorduk.
Sonuc olarak insik mi indik, yasiyor muyuz? Binlerce sukur ! Ama saniyorum ki tekrar ucaga binmem daha bi kac yil alacaktir. Onumuzdeki ilk deniz tatili icin Erol'u Bozcaada icin kandirmaya calisiyorum. Ucakla gidelim diyemeyecek ya :)
Not: Tatil sonrası yazılmış ve oylece bırakılmış bir yazı olarak kayıtlara geçsin :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpeg)
.jpeg)
